Adem Birinci: Atatürk’ün dilinden Hz. Peygamber
Haber
23 Ağustos 2022 - Salı 03:48
 
Adem Birinci: Atatürk’ün dilinden Hz. Peygamber
Atatürk Haberi
Adem Birinci: Atatürk’ün dilinden Hz. Peygamber

Yeni Mesaj gazetesi köşe yazarı Adem Birinci bugün köşesinde "Atatürk’ün dilinden Hz. Peygamber" adlı köşe yazısına yer verdi. Birinci Yazısında şu ifadelere yer verdi;" Atatürk ile Rifat Börekçi'nin birlikte hazırladığı Cuma hutbeleri kitabı ilk baskısını 1928 senesinde yapmıştır. Atatürk'ün vefatından sonra ortadan yok edilen kitap, 2005 senesinde Emine Şeyma Usta tarafından tekrar bastırılmıştır. Hutbelerin tamamı Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın "Hoş Geldin Atatürk" eserinde mevcuttur. Her bir hutbe birbirinden güzel itina ile kaleme alınmış... 45. Mevlid Hutbesi'ndeki Hz. Peygamber Efendimizin anlatılışı ise bambaşka bir lezzettedir. "Ey cemaat-i Müslimin! Peygamberimizi iyice bilmeye bakın. O, iki cihan güneşine karşı muhabbetinizi artırmaya gayret edin. Dinleyiniz de, ben size Peygamberimizi anlatayım. Peygamber Efendimiz kendisini gayet temiz tutar, her hususta temizliğe son derece dikkat ederlerdi. Asla perişan gezmezlerdi. Üst dudaklarının kırmızısı görünecek kadar bıyıklarını güzelce kesip saçlarını bazen tıraş ederlerdi. Bazen de kulaklarının yumuşağını geçecek kadar uzatırlardı. Lakin sakallarını bir tutamdan fazla uzatmazlardı. Sadece bayağı zamanlarda değil hatta savaşa gittikleri zamanlarda bile tarak, makas, misvak, ibrik gibi temizliğe ait şeyleri yanlarından ayırmazlardı. Saçlarını, sakallarını daima temiz tutar, aynaya bakıp tararlardı. Hiç güzel koku sürülmeseler bile mübarek terleri de mis gibi kokarlardı. Öyleyken yine daima güzel kokular sürünürlerdi. Dünyada iken en çok sevdiklerinden biri de güzel koku olduğunu söylerlerdi. Peygamber Efendimiz dünyada eşi bulunmaz bir insan güzeliydi. Allah O'nu övmüş de öyle yaratmıştı; boy bos, endam hep yerinde idi. Hiç bir noksanı yoktu. Peygamberimizin pembe beyaz olup pek sevimli ve güzel olan yüzünden nurlar akardı. Mübarek dişleri de konuşurken, gülümserken inci gibi parlardı. Bu bir Allah vergisidir ki, vücudu ne kadar güzelse ahlakı da o derece güzeldir. Güler yüzlü, tatlı sözlü olup ağzından fena laf çıkmazdı. Kimsenin gönlünü kırmaz, asla hırçınlık etmezdi. Kendisine hizmet edenleri de pek hoş tutardı. Kibirlenmez ve kurum satmazdı. Daima ciddiyetini muhafaza ederdi. Peygamberimizi ilk defa gören kimsenin içine bir korku düşerdi. Lakin görüşüp konuştukça kendisine gönül vermemek elden gelmezdi. Peygamberimizin maksadı insanları selamete çıkarmaktan ibaretti. Onun için geceyi gündüze katarak çalışır, çabalardı kendi rahatını ve huzurunu hiç düşünmez, kendi çıkarını hatıra getirmezdi. Ahiret için dünyayı bir tarafa atmazdı. Ümmetinin işini gücünü bırakıp da giysisini başına çekerek mağaralara kapanmazdı. Zalimlerin ve kötülerin vücudunu kaldırıp mazlumlara göz açtırmak için zırh giyer, kılıç kuşanır, haftalarca hayvanların üstünde gezerdi. Peygamberimiz böylece bin türlü mihnet ve zorluğa katlanarak Allah'ın emrini yerine getirirdi. Müslümanlığı yayıp insanları selamete çıkarırdı. Lakin bu iş birkaç sene içerisinde böyle kolayca olup bitivermedi. Tam 23 sene sürdü. Peygamberimizin bu 23 seneyi nasıl geçirip nelere katlandığını bilmeyen kimse o büyük insanın kadrini layıkıyla anlayamaz. Taşa tahtaya haşa Allah diye tapacak kadar cahil bir halk ile 23 sene uğraşmak kolay değildir. İnsan sadece Arapların cahilliğini düşünmemelidir. O zamanlar öyle zamanlardı ki dünyanın tersi dönmüş, herkes çıkmaz bir yol tutmuştu. Ne yaptığını bilen, hele fakirlerin halini hiç düşünen yoktu. İşte Peygamberimiz, dünyanın böyle perişan acayip bir zamanında âleme rahmet olarak gelip insanların imdadına yetişti. Allah'ın emriyle o kötülüklerin önünü aldı. Herkes Mevla'sını tanıdı, herkes diktatörlere kölelik etmekten kurtuldu. Sadece Arabistan'ın değil bütün dünyanın selamete kavuşmasına sebep oldu. Peygamber Efendimizin bunca sene evvel, Hakk'a dayanarak adaletin, hürriyetin temellerini attığı zaman şimdiki Avrupa'nın ismi bile okunmazdı. Bunun için Peygamberimizin insanlar üzerindeki hakkı pek büyüktür. O'nun bu dünyaya ettiği iyiliği kimse etmemiştir. Bunun için Peygamberimizi daha iyi öğrenmeye gayret edin, daima O'nu düşünün, O'nun o güzel sözlerini hatırınızda tutun, daima mübarek cemalini gözünüzün önünde bulundurun. Böyle yaparsanız gitgide kendisine muhabbetiniz artar, günden güne gönlünüz pak olur, sözünüz sohbetiniz değişir, ahlakınız, tabiatınız gittikçe iyileşir. Hep iyileri, iyi şeyleri düşünürsünüz, içinizde bir sevinç, bir ferahlık duyarsınız. Ömrünüzü lezzet ve neşe içinde geçirirsiniz. Hele bu gözler yumulunca Peygamberimizin iltifatı asıl o zaman başlar. O'na muhabbetin faydası asıl öyle bir zamanda görülür." Büyüksün Atam, çok büyüksün. Hz. Peygamber ile manevi irtibatı olan bir kişinin ağzından ancak bu kadar güzel sözler dökülebilir... "Daima mübarek cemalini gözünüzün önünde bulundurun" sözünü iyi düşünüp tefekkür etmeliyiz... Rabbim şefaatlerinden mahrum eylemesin... Bizleri gerçek Atatürk ile buluşturan Prof. Dr. Haydar Baş Hocam... Rabbim kıyamet sabahına kadar sonsuzcasına sizlere ve ceddinize rahmet ve selam eylesin
Kaynak: Editör:
Etiketler: Adem, Birinci:, Atatürk’ün, dilinden, Hz., Peygamber,
Yorumlar
Haber Yazılımı